
Bunlar son şeyler diye yazıyordu. Birer birer yok oluyor bir daha da geri gelmiyorlar. zGörmüş olduğum artık olmayan şeyleri sana anlatabilirim ama buna zaman bulacağımı sanmıyorum. Şimdi her şey öyle hızlı bitiyor ki ayak uyduramıyorum.
Senin anlamanı beklemiyorum. Sen bunları görmedin istesen de düşleyemezsin. Son şeyler bunlar.
Bir gün bir ev görüyorsun, ertesi gün bir bakıyorsun o ev yok olmuş. Hava bile sürekli değişiklik gösteriyor. Günlük güneşlik bir günün ardından yağmur bastırıyor, karlı bir günün ardından yağmur bastırıyor. Bir sıcak, bir soğuk, bir rüzğarlı, bir gün sakin derken birkaç gün korkunç ayaz oluyor, sonra bugün, kış ortasında pırıl pırıl, mis gibi bir hava kazakla çıkılacak kadar ılık bir gün.
Yani hiçbir şey kalıcı değil, kafalardaki düşünceler bile, daha önce konuşup anlaştığımız şeyler kafamızdan silinebilir veya yerini başka bir şeye bırakabilir. Tabi biz bunu geç anlasakta olan olmuştur. Zararını herzaman, ilk önce karşıda ki insan çeker, ve biz bu hatayı anlayınca donup kalırız,
Evet hiçbir ÅŸey kalıcı deÄŸil! kafalardaki düşünceler bile…
Kaybolanı aramaya kalkışarak boşuna zaman harcamamak gerek.
Herhangi bir ÅŸey bir kere kayboldu mu, gitti gider…
Bir daha dönmemesine, biz ise ona, sadece arkasından bakmakla yetiniriz…

Herkes deli gibi pazartesi ve perşembe günleri sinemaya akın ediyor.
Bitmek bilmeyen gnçtrkcll ÅŸifrsi onaylatma kuyruÄŸu ve ardında bilet sırası…
“Birinci nolu salonumuzda film baÅŸlamak üzere” sesinden sonra koyunları ahıra sürercesine hurraa filme. KoltuÄŸunu bulup o koca kıçını -gerçi benimki küçük zuha!- geniÅŸ ve yumuÅŸak koltuklara emanet etme, ha yanında karşıcinsinle beraber giriyorsan, kıçının koltukda kalacağını pek sanmıyorum zuha!
Üniversitede içime kapanık biri oldum, sanırım daha önceleri kullandığım Roaccutane adındaki -sivilceler için- ilacın etkisi olduÄŸunu düşünüyorum. Hem hafıza kaybına neden oldu, hemde konuÅŸmalarımda aksaklıklara. Allah’ın belası ilaç, siz siz olun bu ilacı sakın kullanmayın, ÅŸahsen 9 ay kullandım ve aradan bir sene geçmesine ragmen ilacın yan etkileri hala sürmektedir. Sivilceler yüzünden kendinizi kötü hissedebilirsiniz fakat ilacı kullandıktan ve sivilcelerinizden kurtulduktan sonra kendinizi daha kötü hissedeceginize eminim!
Saçımı boyarım, gözümüde boyarım(:. sokağa çıktığımda herkes bana bakıyor gibi geliyor.
- biliyorum dip boyam geldi, belki ona bakıyolardır(:-
Kızlarla pek fazla konuşmazdım, ama erkeklerlede pek fazla konuşmuyorum artık.
Çok gerizekalı insan var. Adam üniversiteye gelmiş hala ilkokul şakaları yapıyor.
Ahh lisede ne espriler yapardım sınıf kopardı..
Lise bitti biz koptuk, herkez ayrı bir yere gitti, bende Mersin’e
Haftada en az 1 kez sinemaya gidiyorum, film bittikten sonra kendimi mutlu hissediyorum (:
Bazen ağlıyorum-hatta genelde aglıyorum- Recepde 2 kez gülmüştüm zuha!-
Issız Adam’n son 15- 20 dakikaları çok güzeldi, Åžuan vizyona yeni girmiÅŸ olan Mahsun Kırmızıgül’ün “GüneÅŸi gördüm” filmide çok güzel, yani izlenmeye deÄŸecek ve aÄŸlamak isteyenler için ilk 2 film arasında.
Recep İvedik gibi saçmalıklara gideceğinize bu filme gitmenizide öneririm
The Spirit filminden sonra izlediğim en berbat filmler arasında Watchmen yer alıyor. Amaaan diym, sakın bu iki filme gidip paranızı çar çur etmeyin, ilk yarısını bile izlemeden çıkacağınıza eminim! Berbat filmler
Sofie’nin Dünyası ve Kehanet Gecesi kitaplarından sonra az önce -30 dakika önce- kütüphaneden 3 tane kitap aldım. Bu kitabı aldığım ilk gün gece 3′e kadar uyumadım ve kitabın yarısından fazlasını okumuÅŸtum.
-Kitaplardan birisi daha önce okuduÄŸum Kehanet Gecesi kitabının yazarı Paul Auster, ve yeni aldığım kitabın adı “Son Åžeyler Ülkesinde”
-DiÄŸer bir kitap ise dış tasarımını gözüme çarpan -cıvıl cıvıl neÅŸeli bir kapak ve arka sayfa tasarımı- “Evet ama, bir lokomotif bunu yapabilir mi bakalım” adında bir kitap ve yazarı Woody Allen
-Üçüncü bir kitabım ise yine Woody Allen’in kaleminden “Muzır Etkiler” adında bir kitap. Bu kitabıda dış yüzünde yazan Uyarı: Bu kitap saÄŸlığınıza zarar verebilir. Çünkü bazen canınızı yakar ve bazen de soluÄŸunuzu keser gülme krizlerine yol açabilir -Oxford Time- yazısını okuduktan sonra diÄŸer kitaplarımın arasına koydum…
Artık kitap okumakda zevkli geliyor, arkadaşların yanında kaç kızla yattığımı anlatacağıma, odama çekilip kitap okumak daha eğlenceli geliyor. click click cuT!

Kolera “Blue Jean” mart ayı röportajı’nda beÄŸendigim bir soru ve Kolera‘nın verdiÄŸi cevap
Pesimistlik benimsediğiniz ve insanlara mesajlarını göndermenin bir yolu mu, yoksa yaşam tarzımı?
Kalbimiz hep hüzünlü bizim…
Yine bu kalpten geliyor yazdıklarımız.
Mesaj kalpten çıkıyor, kalem buna alet oluyor, yazıyı ses okuyor, dinleyenin kalbine gidiyor.
Mesaj alınmıştır.
Biz gerçekten neşeli insanlarız ama kalbimiz hep hüzünlü ve yaptığımız müzik kadar sözlerimizde gerçek.
Hem bir insan bu kadar edebi yalan atamaz. Bu tarz deÄŸil, bu bizim ta kendimiz…
Röportajın devamı için bknz:


Felsefe
Bu üniversite beni akıllı uslu, boyalı süslü birşey yaptı.
İnanamıyorum ama kitap okuyorum, hemide felsefe üzerine.
En son üniversitenin kütüphanesinden indiregandi yaptığım “Sofie’nin Dünyası” adlı -felsefe tarihi üzerine bir roman- bir kitap aldım 441 sayfasındayım.
Lisede de Felsefe dersi vardı, ama hiç bir *piipp* anlamazdım.
Ama şimdi anlıyorum ya da anlamış numarası yapıyorum.
-asıl konu-
İlk defa Felsefe üzerine bir okuduğumu söylemiştim ve bida sölüom(:,
300 sayfa boyunca Sokrates’den girdi, Marie Olympe’den çıktı.
Kafam allak bullak oldu, kim ne hakkında düşünüyordu,
Su + toprak = kurbağa mıydı? Toprağın üzerine işesem, yine kurbağa olurmuydu?
Pikaçu elektirik saldırısı yapsa bu kurbağa ölürmüydü (:
Neysem, Yine gece yatmadan önce bir kaç sayfa kitap okudum, en son okudugum bölümde:
Romanın kahramanlarından “Sofie” 10 kron kaybediyor ve otobüse binecek parası kalmıyor zavallı kızın(:
Yolla giderken daha önce bir zarf bulduğu yerde, 10 kron buluyor.
Kaldığım sayfayı işaretliyip yatıyorum,

Sofie'nin Dünyası
Sabah kaltığımda dolabımda iki onluk vardı, 10 yetale’nin eksik olduÄŸunu görünce -*biibb*’nin biri paramı almış- dedim. Neysem, Üstümü başımı giydim, Otobüse atladım üniversiteye gittim.
Kahvaltı için kantinci hatuna 10 yetale uzattım “iki poça bir çay istedim” kadın bana 10 lira fazla para verdi.
Tabi hayvan deeliz, geri fazla verdiği parayı geri verdim.
Piknik masasına oturdum, bir anda başım döndü(: Dünkü okuduÄŸum kitapda da aynı ÅŸeyler oluyordu, kız 10 kron kaybediyordu ve 10 kron’u geri buluyordu, bende 10 lira kaybettim ve kantinci 10 lira fazla verdi. -click click-
Zaten felsefe üzerine yazılanlar kafamı karıştırmıştı, olay üzerine kafam daha allak bullak oldu.
Ama kitabı bitirdiÄŸimde o kaybettiÄŸim 10 lira’yı geri yollarlarsa sevinirim(:
-tabi bu size saçma gelecektir, ama kitabı okuyun anlarsınız. gerüler-
Kitap adı: Sofie’nin dünyası
Yazar: Jostein Gaarder